Uluslararası veriler, Avrupa’nın göç gündeminde iki yönlü bir tabloyu aynı anda görünür kılıyor: Bir yandan Avrupa Birliği’nin güney sınır hatlarında düzensiz geçişler belirgin biçimde azalırken, diğer yandan bazı güzergâhlarda akış yeniden hızlanıyor ve “artış” tartışmasını canlı tutuyor. Birleşmiş Milletler’e bağlı Uluslararası Göç Örgütü (IOM) ile AB Sınır ve Sahil Güvenlik Ajansı Frontex’in paylaştığı son eğilimler, Akdeniz ve Atlantik rotalarında hareketliliğin rota bazında yer değiştirdiğine işaret ediyor. Bu tablo, Avrupa’da seçim dönemlerinde sertleşen söylemler, güvenlik odaklı adımlar ve insani sorumluluklara ilişkin gerilimlerle aynı zamana denk geliyor.
Veri diliyle bakıldığında, “genel toplam düşüyor” cümlesi tek başına gerçeğin tamamını anlatmıyor. İtalya’ya yönelen Orta Akdeniz hattında gerileme dikkat çekerken, Kanarya Adaları gibi alternatif kapılarda daha tehlikeli yolculuklar üzerinden yeni bir yoğunlaşma görülüyor. Bu durum, her bir göçmen ve mülteci için riskin değişmediğini, hatta bazı rotalarda ölümcül hale geldiğini hatırlatıyor. Peki Avrupa’nın göç politikası bu kaymayı yönetebilecek mi?
Uluslararası veriler Avrupa’nın güney sınırında düşüşe, rota kaymasına işaret ediyor
IOM’un derlediği ön rakamlara göre AB’nin güney sınırlarından düzensiz geçişler ocak-ağustos döneminde yıllık bazda %35 geriledi. Aynı kaynak setinde, geçen yılın aynı döneminde 176.252 olarak verilen toplamın bu yıl yaklaşık 115 bin seviyesine indiği bilgisi yer aldı; bu büyüklük, AB nüfusunun binde 3’ünden düşük bir oranı temsil ediyor.

Frontex verileri de benzer yönde bir resmi teyit ediyor: Güney sınır hattında izinsiz geçişler yıl genelinde geçen yıla kıyasla %39 düşüş gösterdi. Buna karşın, kamuoyundaki algı çoğu ülkede düşüşten çok “kontrolden çıkma” söylemi üzerinden şekilleniyor; bu gerilim, özellikle seçim dönemlerinde daha görünür hale geliyor.
2015’te çoğu Suriye’deki savaştan kaçan 1 milyondan fazla kişinin AB’ye giriş yaptığı hatırlatıldığında, bugünkü sayıların farklı bir ölçekte seyrettiği anlaşılıyor. Yine de rakamların görece düşmesi, denizde ve karada yaşanan insani bedeli ortadan kaldırmıyor; tartışma tam da bu ikilemin üzerinde dönüyor.
Bu veri çerçevesi, Avrupa’nın güvenlik eksenli refleksleri ile uzun vadeli yönetim ihtiyacını aynı anda gündeme getiriyor; bir sonraki başlıkta, düşüşün arkasındaki nedenler ve yan etkiler daha net görülüyor.
İtalya rotasında sert düşüş, Yunanistan ve Kanarya Adaları hattında artış baskısı
En sık kullanılan güzergâhlardan biri olan Kuzey Afrika’dan İtalya’ya uzanan Orta Akdeniz hattında, IOM ve Frontex’in paylaşımlarına göre bu yıl karaya varışlar 2023’ün aynı dönemine kıyasla yaklaşık %64 azaldı. Uzman değerlendirmeleri, Tunus ve Libya’da AB destekli baskıların ve sınır yönetimi hamlelerinin bu düşüşte etkili olduğuna işaret ederken, sahadaki uygulamaların göçmenler açısından ağır sonuçlar doğurduğuna dair bulgular da tartışmanın parçası olmaya devam ediyor.
Rota kaymasının en çarpıcı örneklerinden biri Doğu Akdeniz’de görülüyor. Yunan makamlarının aktardığı eğilimlere göre kaçakçılık ağları kontrolleri aşmak için daha hızlı tekneler kullanıyor ve Orta Ege’de Türk kıyılarından daha uzaktaki adaları hedefliyor. BM verileri, yılın ilk sekiz ayında Yunanistan’a deniz ve kara yoluyla ulaşanların sayısında %57 artış olduğunu gösteriyor.
Atlantik tarafında ise İspanya’ya bağlı Kanarya Adaları öne çıkıyor. BM’ye göre 31 Ağustos itibarıyla adalara, ağırlıkla Mali, Senegal ve diğer Batı Afrika ülkelerinden 25.500’den fazla kişi ulaştı; bu hat üzerinde düzensiz geçişlerin iki katından fazla arttığı bildirildi. İspanyol göçmen hakları grubu Walking Borders’ın bu rota için paylaştığı 4 binden fazla ölü veya kayıp bildirimi, artışın aynı zamanda daha yüksek bir ölüm riski anlamına geldiğini gösteriyor.
Avrupa’daki güvenlik eksenli adımlar yalnızca AB içinde değil, küresel ölçekte sınır yönetimi tartışmalarını da besliyor. Bu bağlamda farklı coğrafyalardaki uygulamaların da dikkat çektiği bir dönemde, örneğin Hindistan’da sınır kontrolünün artırılmasına ilişkin haberler benzer güvenlik reflekslerinin uluslararası ölçekte nasıl yükseldiğini hatırlatıyor.
Rota bazlı bu değişim, “toplam düşüş” ile “belirli kapılarda artış” gerçeğinin aynı anda yaşanabildiğini gösteriyor; sıradaki bölümde, siyasetin ve uzun vadeli ihtiyaçların bu tabloyu nasıl şekillendirdiği öne çıkıyor.
Göç politikası, seçim baskısı ve iş gücü ihtiyacı arasında sıkışıyor
Düzensiz geçişler, Avrupa Parlamentosu seçimlerinde ana tartışma başlıklarından biri olurken, Almanya’nın doğusunda yapılan eyalet seçimlerinde aşırı sağın ilk kez birinci gelmesi de göç söyleminin siyasal etkisini güçlendirdi. Alman hükümeti, son aşırılık yanlısı saldırıların ardından ülke içinde sınır kontrollerini genişlettiğini duyurdu; güvenlik vurgusu birçok başkentte benzer şekilde sertleşiyor.
Öte yandan, uzmanların altını çizdiği bir başka gerçek var: Tartışmanın odağı çoğu zaman düzensiz geçişlerin ölçeğinden daha büyük bir yer kaplıyor. IOM Akdeniz Ofisi Sözcüsü Flavio di Giacomo’nun Associated Press’e yaptığı değerlendirmede “acil durumun sayısal olmadığı” vurgusu, veri ile siyasal dil arasındaki farkı özetliyor. Göç Politikası Enstitüsü’nden Camille Le Coz ise düzensiz göçün, kapsamına kıyasla ve iklim değişikliği gibi başka krizlerle karşılaştırıldığında “orantısız ilgi” gördüğünü belirtiyor.
İspanya’da Kanarya Adaları’na ulaşan yetişkinlerin önemli bir bölümü adalardan ayrılıp anakaraya geçebilirken, refakatsiz çocuklar yerel idarelerin sorumluluğunda kalıyor; bu durum kapasiteyi zorluyor ve siyasi krizlere yol açıyor. Başbakan Pedro Sánchez’in Senegal dahil üç Batı Afrika ülkesine yaptığı ziyaretlerde, geçici iş fırsatları ve mesleki eğitim anlaşmaları ile polis işbirliğinin artırılması hedefi öne çıktı. Bu yaklaşım, caydırıcılığın yanında “yasal yollar”ı büyütme arayışını da yansıtıyor.
AB’nin demografik gerçekleri de tartışmayı kaçınılmaz kılıyor. Eurostat verilerine göre 2023’te AB dışı ülke vatandaşlarına 3,7 milyon ilk oturma izni verildi; izinlerin temel gerekçeleri istihdam, aile birleşimi ve eğitim oldu. Yaşlanan nüfus, düşük doğum oranları ve iş gücü açığı, birçok sektörde göçmen emeğine duyulan ihtiyacı artırırken, düzensiz geçişleri azaltmanın tek başına yeterli olmayacağına dair bir çerçeve oluşturuyor.
Türkiye ile AB arasındaki işbirliği başlıkları da bu denklemde yakından izleniyor. Konuya ilişkin güncel gelişmeleri derleyen Türkiye göç ve AB işbirliği gündemi, sınır yönetimi ile insani sorumluluk arasındaki dengenin bölgesel düzeyde nasıl tartışıldığını gösteriyor.





