Türkiye ekonomisinde fiyat artışlarının hız kestiği bir dönemde, Hazine ve Maliye Bakanlığı enflasyonla mücadelede yeni bir çerçeveyi kamuoyuna duyurdu. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, hem uluslararası platformlarda yaptığı değerlendirmelerde hem de TBMM’de 2026 bütçe görüşmeleri kapsamında verdiği mesajlarda, enflasyonla kontrol mücadelesinin “zaman alan” bir süreç olduğunu vurguladı. Şimşek’in açıkladığı önlemlerin odağında; sıkı para politikası ve mali disiplinin korunması, kamu fiyatlamasında hedef enflasyona daha yakın bir patika izlenmesi, kira ve eğitim gibi hizmet kalemlerinde katılığın azaltılmasına dönük adımlar ve yapısal dönüşüm başlıkları yer alıyor. Bakanın verdiği rakamlar, dezenflasyonun ilerlediğine işaret ederken; hizmet enflasyonu, konut arzı ve beklentiler gibi alanların programın belirleyici sınavı olacağını gösteriyor.
Hazine ve Maliye Bakanlığı yeni enflasyon önlemleriyle kamu fiyatlarını hedefe yaklaştırmayı amaçlıyor
TBMM Genel Kurulu’ndaki 2026 bütçesi sunumunda Bakan Şimşek, fiyat istikrarı hedefinin programın merkezinde kaldığını söyledi. Buna göre, 2026’da vergi ve harçlara yapılacak güncellemelerin yeniden değerleme oranına göre değil, hedeflenen enflasyon patikasına yakın seviyelerde belirlenmesi planlanıyor. Şimşek, vatandaşların lehine olan bazı kalemlerde ise gelir vergisi tarifesi gibi güncellemelerin yeniden değerleme oranıyla yapılacağını belirterek, uygulamanın “kamu fiyatlarında daha ölçülü artış” ve “vergi mevzuatında denge” arayışına dayandığını anlattı.
Sunumda öne çıkan bir diğer hat, mali disiplin vurgusu oldu. Deprem harcamalarına rağmen bütçe açığının azaltıldığını söyleyen Şimşek, 2026 için bütçe açığının milli gelire oranı hedefini %3,5 olarak paylaştı ve orta vadede yeniden Maastricht kriterlerine uyum hedefini hatırlattı. Bu yaklaşımın, enflasyonla mücadelede sadece faiz kanalına yaslanmayan, bütçe ayağını da sıkı tutan bir çerçeve kurmayı amaçladığı ifade ediliyor.

Şimşek’e göre dezenflasyon ilerliyor, asıl direnç hizmet fiyatlarında
Bakan Şimşek’in TBMM’de verdiği bilgilere göre, yıl sonu enflasyonu 2022-2023 döneminde %64-65 bandına yerleşmişken, bir sonraki yıl %44,4 seviyesine kadar geriledi. Şimşek, kasım ayı itibarıyla yıllık enflasyonun %31,1 olduğunu ve bunun hedeflerin bir miktar üzerinde seyrettiğini söyledi. Temel mal enflasyonunun %18,6ya, gıda enflasyonunun da %27ye indiğini belirtirken; manşetin daha yüksek kalmasında hizmet kalemlerinin gecikmeli tepki vermesini ana neden olarak gösterdi.
Özellikle kira ve eğitim başlıklarının son iki yılda manşetin “en az iki katı” seviyelerde seyrettiğine dikkat çeken Şimşek, konut arzını artırmaya dönük bir sosyal konut hamlesi ve deprem konutlarının tamamlanmasıyla kiralarda ivmenin sınırlanmasını beklediklerini anlattı. Eğitimde ise TBMM’nin kabul ettiği kural bazlı fiyatlama modelinin devreye girmesiyle daha öngörülebilir bir zemin hedefleniyor. Bu çerçeve, hanehalkının doğrudan hissettiği iki ana hizmet kaleminde “beklentileri çıpalama” denemesine dönüşmüş durumda.
Öte yandan enflasyonla mücadelede para politikası cephesi de yakından izleniyor. Piyasalar, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın politika faizi kararlarını ve sıkılaşma duruşunu, fiyatlama davranışları açısından kritik bir gösterge olarak takip ediyor; bu konuda güncel tartışmalar, TCMB politika faizi gündemi üzerinden şekilleniyor. Şimşek’in çizdiği çerçevede, finansal koşulların sıkı kalması ve beklentilerin iyileşmesi, dezenflasyonun hızını belirleyecek ana değişkenlerden biri olarak öne çıkıyor.
Programın arka planında cari denge, rezervler ve küresel ticaret riskleri bulunuyor
Şimşek, Berlin’de düzenlenen “2024 Küresel Diyalog” konferansında da enflasyonla mücadelenin zaman gerektirdiğini söylemiş, 1970’lerden bu yana farklı ülkelerin deneyimlerinden hareketle dezenflasyon süreçlerinin ortalama 3,5 yıl sürdüğüne işaret etmişti. Aynı konuşmada, enflasyonun 2026 sonuna doğru tek hanelere gerilemesini beklediklerini dile getirdi. Bu hedef, uygulanan sıkı maliye çizgisi ve para politikasındaki kararlılıkla ilişkilendiriliyor.
Makro cephede Şimşek’in verdiği rakamlar, cari dengedeki iyileşmeyi de programın dayanaklarından biri haline getiriyor. Cari açığın milli gelire oranının programın başında %5’in üzerinde seyrettiğini, 2024’te %0,8e gerilediğini; altın ithalatı hariç bakıldığında cari dengede 3,2 milyar dolar fazla oluştuğunu aktardı. Brüt dış finansman ihtiyacının milli gelire oranla %23ten %17’nin altına indiğini ve dönem sonunda %13-14 bandının hedeflendiğini söyledi. Rezerv tarafında ise 2023 Mayıs’a kıyasla brüt rezervlerde 88 milyar dolar, swap hariç net rezervlerde yaklaşık 123 milyar dolar artış bulunduğunu ifade etti.
Risk algısındaki değişimi de örnekleyen Şimşek, program öncesi 700 baz puana kadar yükselen risk priminin 216 baz puan seviyesine kadar gerilediğini belirtti. TL mevduatın toplam içindeki payının %60’ın üzerine çıktığı bilgisi de “TL’ye güven” vurgusunun parçası olarak paylaşıldı. Döviz cephesindeki tartışmalar ise, kur dinamiklerinin hem fiyatlama davranışına hem de şirket bilançolarına etkisi nedeniyle yakından izleniyor; bu çerçevede Türk lirası üzerindeki dolar baskısı başlığı son dönemde sıkça gündeme geliyor.
Küresel ticaretteki risklere ilişkin olarak Şimşek, IMF’nin ticarette parçalanmanın dünya hasılasında %7ye varan kayıp yaratabileceğine dönük analizine atıf yaparak, Türkiye’nin AB ile Gümrük Birliği sayesinde kurallara dayalı ticaret yürüttüğünü ve bu sayede bölgesel şoklara karşı daha dayanıklı bir pozisyonda olduğunu söyledi. Son 20 yılda 270 milyar dolar doğrudan yabancı yatırım çekildiğini, Türkiye’de toplam borçluluğun GSYH’ye oranının %99 seviyesinde bulunduğunu; küresel ölçekte bu oranın %330 civarında seyrettiğini de ekledi. Bu tablo, enflasyonla mücadelede “finansal kırılganlıkları azaltma” hedefinin neden ısrarla vurgulandığını gösteriyor.





