Çin, Güney Çin Denizi’nde son günlerde art arda yaşanan olaylar sonrası tansiyonun düşürülmesi için çağrı yaptı. Gündeme, Spratly Adaları’nın kuzeyindeki Sandy Resifi (Çin’in “Tieşian Ciao”, Filipinler’in “Bailan” dediği kum adacığı) çevresinde yaşanan bayrak gerilimi ve karşılıklı suçlamalar damga vurdu. Manila, bölgede “rutin ve yasal” bir deniz farkındalığı ve yetki tatbikatı yürüttüğünü söylerken, Pekin Filipinli personelin resife “uyarılara rağmen” çıktığını belirterek “zorlayıcı tedbirler” uyguladığını açıkladı. Bölgedeki güvenlik riskleri, yalnızca iki ülkenin sahil güvenlik unsurlarını değil, genişleyen ittifak ağlarını ve deniz hukuku tartışmasını da yeniden merkezine aldı. Tartışmanın ulaştığı nokta, bir yandan diplomasi ve çatışma çözümü çağrılarını öne çıkarırken, diğer yandan yeni bir çatışma ihtimalini de bölge gündemine taşıyor.
Güney Çin Denizi’nde Sandy Resifi krizi ve bayrak gerilimi
Filipinler Sahil Güvenliği Sözcüsü Jay Tarriela, ülkesinin askeri ve asayiş birimlerinin Sandy Resifi’nde “rutin ve yasal” bir faaliyet yürüttüğünü duyurdu. Tarriela’ya göre tatbikat sırasında bölgede en az yedi Çin gemisi bulunuyordu ve Filipinli personel bir Çin sahil güvenlik gemisini izledi; paylaşılan görüntülerde kum adacığı üzerinde Filipin bayrağıyla poz veren personel de yer aldı.
Pekin cephesinden yanıt gecikmedi. Çin Sahil Güvenliği Sözcüsü Liu Dıcün, altı Filipinlinin uyarılara rağmen resife “yasa dışı” şekilde çıktığını savunarak, buna karşı “zorlayıcı tedbirler” aldıklarını açıkladı. Çin tarafı, söz konusu eylemin egemenlik ihlali olduğunu vurguladı ve Manila’ya “sona erdirme” çağrısı yaptı.

Gerilimin sembolik boyutu da dikkat çekiyor. Çin Sahil Güvenliği personelinin ayın başında aynı resife çıkarak bayrakla poz verdiği bilgisi, “gösteri” niteliğindeki adımların iki tarafta da tekrarlandığını ortaya koyuyor. Yaklaşık 7 hektarlık kum adacığı olan Sandy Resifi’nin son 25 yılda herhangi bir ülkenin tam kontrolüne girmemesi, küçük bir coğrafi parçanın bile nasıl stratejik bir sürtüşme alanına dönüşebildiğini gösteriyor. Bu tablo, sahadaki her temasın hızla siyasi bir mesaja çevrildiği yeni bir döneme işaret ediyor.
Çin’in gerilimi düşürme çağrısı ve ortak devriyeler tartışması
Sandy Resifi çevresindeki son olaylar, Pekin’in daha geniş bir çerçevede yaptığı uyarılarla aynı döneme denk geldi. Çin Savunma Bakanlığı Sözcüsü Zhang Xiaogang, 10 Nisan 2025’te yaptığı açıklamada Filipinler’in ABD ve Japonya ile ortak devriyelere çıkmasının “geri tepeceğini” söyledi. Zhang, Manila’yı “diyalog ve müzakere sürecine dönmeye” çağırırken, Washington’un ikili anlaşmalar üzerinden meseleye müdahil olmaya çalıştığını savundu.
Bu açıklamalar, sahadaki taktik karşılaşmaların stratejik rekabete bağlandığını gösteriyor. Ortak devriyeler ve savunma işbirlikleri, Manila açısından caydırıcılık ve güvenlik şemsiyesi olarak görülürken, Pekin tarafından “dış destekle gerilim üretme” şeklinde okunuyor. Tartışma, yalnızca iki sahil güvenlik biriminin hareket alanını değil, bölgedeki diplomatik manevra alanını da daraltıyor; çünkü her adım karşı tarafta “provokasyon” olarak kodlanabiliyor.
Bölgesel gündemin aynı anda farklı kriz başlıklarıyla şekillendiği bir dönemde, Güney Çin Denizi dosyası uluslararası siyasetin nabzını da etkiliyor. Küresel güvenlik mimarisinin tartışıldığı başlıklara bakıldığında, örneğin NATO’nun Doğu Avrupa’daki askeri duruşuna ilişkin gelişmeler gibi içerikler, başkentlerin risk algılarının nasıl birbirine bağlandığını hatırlatıyor. Benzer şekilde, ABD İran nükleer görüşmelerine dair gündem de “diplomasi mi, baskı mı?” ikileminin farklı coğrafyalarda eşzamanlı yaşandığını gösteriyor. Güney Çin Denizi’nde tansiyonun düşürülmesi çağrılarının bu kadar sık yinelenmesi, tam da bu çoklu kriz iklimiyle ilişkili.
Deniz hukuku, tahkim kararı ve çatışma çözümü için daralan alan
Güney Çin Denizi, İkinci Dünya Savaşı sonrası bağımsızlıklarını kazanan kıyıdaş ülkeler arasında egemenlik tartışmalarının merkezinde bulunuyor. Çin, 1947’de yayımladığı haritayla denizin yaklaşık yüzde 80’i üzerinde hak iddia ederken; Filipinler, Vietnam, Brunei ve Malezya da yer altı kaynakları açısından zengin bölgede kendi tezlerini savunuyor. Bu denkleme, Çin’in ihtilaflı adalarda üsler inşa etmesi ve askeri unsurların yanı sıra sivil gemi filolarıyla varlık göstermesi eklenince, gerilim kronik bir hal alıyor.
Hukuki cephede dönüm noktası ise 2016’daki karar oldu. Hollanda’nın Lahey kentindeki Daimi Tahkim Mahkemesi, Filipinler’in başvurusu üzerine verdiği kararda Çin’in Güney Çin Denizi’ndeki tek taraflı egemenlik iddialarının yasal olmadığına hükmetti. Çin bu çerçeveyi kabul etmese de karar, Manila’nın uluslararası deniz hukuku argümanlarının temel dayanaklarından biri olmaya devam ediyor.
Sandy Resifi gibi “kontrol boşluğu” bulunan alanlarda karşılaşmaların artması, en çok çatışma çözümü ihtiyacını görünür kılıyor. Sahadaki bir bayrak pozunun bile diplomatik nota trafiğine dönüşmesi, tarafların barış ve diplomasi dilini güçlendirmediği senaryolarda riskin hızla tırmanabileceğini hatırlatıyor. Bu nedenle, bölgedeki güvenlik düzenekleri kadar iletişim kanallarının açıklığı da belirleyici olacak; çünkü krizi yöneten şey çoğu zaman “niyet” değil, yanlış okunan bir manevra olabiliyor.





