ABD ile İran, bölgesel gerilimler tırmanmışken nükleer konu başlığında yeniden masaya döndü. Umman’ın arabuluculuğunda yürütülen dolaylı görüşmeler, bugün Muskat’ta yoğun güvenlik önlemleri ve hızlanan temas trafiği eşliğinde başladı. Taraflar aynı odada oturmuyor; mesajlar Umman Dışişleri üzerinden taşınıyor. Bu format, doğrudan temasın henüz mümkün olmadığı bir tabloda, teknik ve siyasi kanalları açık tutmayı hedefliyor. Görüşmelerin yeniden başlaması, geçen yıl yine Muskat’ta yürüyen sürecin, İsrail’in 13 Haziran 2025’te İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan ve 12 gün süren çatışmalar sırasında sonuçsuz kalmasının ardından geliyor. O savaşta Washington’un 22 Haziran 2025’te Natanz, Fordo ve İsfahan’daki nükleer tesisleri vurması, güvenlik krizini derinleştirmişti. Bugünkü temasların odağında, tarafların “uygun koşullar” tanımı ve olası bir nükleer anlaşma için yeniden zeminin nasıl kurulacağı var; bu da Ortadoğu’da risk azaltma arayışının, askeri baskı ile diplomasi arasında gidip gelen kırılgan dengesini bir kez daha görünür kılıyor.
Muskat’ta Umman arabuluculuğunda ABD İran dolaylı görüşmeleri başladı
Görüşmelere ev sahipliği yapan Umman’ın başkenti Muskat’ta sabah saatlerinden itibaren diplomatik hareketlilik dikkat çekti. Umman Dışişleri Bakanı Bedr bin Hamed el Busaidi, Muskat Havalimanı yakınlarındaki bir sarayda ABD ve İran heyetleriyle ayrı ayrı temaslar yürüttü.
İran tarafında Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin konvoyu saraya giriş yaptı; kısa süre sonra saraydan ayrıldığı bildirildi. Ardından ABD Başkanı Donald Trump’ın özel temsilcisi Steve Witkoff ile Trump’ın damadı Jared Kushner’ın saraya giriş yapması, günün dikkat çeken ayrıntıları arasında yer aldı.

Umman Dışişleri Bakanlığı, ilk etapta dolaylı görüşmeler yürütüldüğünü duyurarak hedefin “diplomatik ve teknik müzakerelerin yeniden başlatılabilmesi için uygun koşulların hazırlanması” olduğunu açıkladı. Bakanlık, Umman’ın taraflar arasında diyalog ve yakınlaşmayı desteklemeyi sürdüreceğini de vurguladı.
Bu çerçeve, müzakere sürecinin henüz bir “sonuç paketi”nden çok, temasın sürdürülebilirliği üzerine kurulduğunu gösteriyor. Muskat formatı, tarafların birbirine dönük mesajlarını kontrollü bir hatta tutarken, bir sonraki adımın doğrudan temas olup olmayacağı sorusunu da gündemde tutuyor.
12 gün savaşı sonrası nükleer dosyada diplomasiye dönüş ve güvenlik baskısı
Bugünkü temaslar, 2025 yazındaki kırılmanın gölgesinde ilerliyor. 13 Haziran 2025’te İsrail’in İran’ın nükleer ve askeri tesislerine yönelik hava saldırılarıyla başlayan çatışmalar, İran’ın füze ve İHA saldırılarıyla karşılık vermesiyle kısa sürede bölgesel krize dönüşmüştü.
Washington’un 22 Haziran 2025’te Natanz, Fordo ve İsfahan’daki tesisleri vurması, ABD’yi çatışmanın doğrudan tarafı haline getirmişti. Ardından 24 Haziran’da yürürlüğe giren ateşkes, 12 gün süren sıcak evreyi durdursa da ortadoğu genelinde risk algısını kalıcı biçimde yükseltti.
Bu arka plan, bugün masadaki “nükleer konu”nun neden sadece teknik bir dosya değil, aynı zamanda bir güvenlik meselesi olarak ele alındığını açıklıyor. İran, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA) ile iş birliği yapacağını belirtirken uranyum zenginleştirmeden vazgeçmeyeceğini de ilan etmişti. Aynı dönemde Avrupa’dan baskının artması ve BM yaptırımlarının geri gelmesi, Tahran üzerinde ekonomik sıkışmayı derinleştiren bir hat oluşturdu.
Bu tablo, tarafların pazarlık alanını daraltırken, diplomatik kanalı tamamen koparmanın maliyetini de yükseltiyor. Muskat’taki temaslar bu nedenle, sahadaki gerginliği düşürmekten çok, kontrolsüz tırmanmayı önleyecek bir emniyet supabı işlevi görmeyi amaçlıyor.
Trump yönetiminin mesajları, İran’ın şartları ve nükleer anlaşma arayışı
Görüşme trafiği başlamadan önce konuşan İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Muskat’a “geçen yılın hatıralarını unutmadan” gittiklerini söyledi. Arakçi, “iyi niyet” vurgusu yaparken İran’ın hakları konusunda kararlı olduklarını, taahhütlerin yerine getirilmesi gerektiğini ve eşitlik ile karşılıklı saygının kalıcı bir anlaşmanın temeli olduğunu dile getirdi.
ABD tarafında ise Başkan Donald Trump’ın sert söylemi, sürecin kırılganlığını artıran bir unsur olarak öne çıkıyor. Trump’ın müzakerelerde uzlaşma sağlanmaması halinde “çok kötü şeyler olabileceği” yönündeki ifadeleri, askeri baskı ile diplomasi arasındaki ikili stratejiyi yansıtıyor.
Bu yaklaşımın sahaya yansıyan boyutları da var. Trump yönetimi, USS Abraham Lincoln uçak gemisi başta olmak üzere bölgeye takviye güç gönderdi. İran cephesinden ise olası bir saldırının “bölgesel bir savaşa yol açabileceği” uyarısı geldi; bu uyarı, Amerikan üslerine ev sahipliği yapan Körfez ülkelerinde kaygıyı büyütüyor.
Masadaki başlıkların nükleer programla sınırlı kalıp kalmayacağı ve doğrudan temasın bugün mümkün olup olmayacağı netleşmiş değil. Yine de Muskat’ta kurulan bu kanal, tarafların bir nükleer anlaşma ihtimalini tamamen rafa kaldırmadığını gösteriyor. En kritik soru şu: Taraflar, karşılıklı baskı dili yerine, adım adım ilerleyen bir müzakere takvimine razı olacak mı?





