Hizbullah, İsrail ile Lübnan arasındaki kuzey sınır hattında tansiyonu yeniden yükselten yeni bir saldırı dalgası duyurdu. Grup, füze ve insansız hava araçlarıyla toplam 20 saldırı düzenlediğini, hedeflerin “askeri tesisler ve toplanma noktaları” olduğunu açıkladı. Açıklamalarda, son günlerde İsrail’in Beyrut’un güney banliyösü Dahiye başta olmak üzere Lübnan’daki farklı yerleşimleri hedef aldığı ve bu nedenle saldırıların “karşılık” niteliği taşıdığı savunuldu. İsrail tarafı ise Lübnan geneline yayılan askeri operasyonların sürdüğünü, kuzeyde roket uyarı sistemlerinin devreye girdiğini daha önce bildirmişti. Bölgedeki güvenlik dengeleri açısından kritik görülen bu karşılıklı hamleler, zaten kırılgan olan ateşkes tartışmalarını yeniden alevlendirirken, Orta Doğu genelinde daha geniş bir çatışma ihtimaline dair endişeleri de artırıyor. Peki bu yeni dalga, sahadaki tabloyu ve diplomatik trafiği nasıl etkiliyor?
Hizbullah’ın İsrail’in kuzey sınır hattına yönelik yeni saldırı iddiası
Hizbullah’ın peş peşe yayımladığı duyurulara göre saldırılarda füze sistemleri ve İHA’lar kullanıldı; hedefler arasında Nahariya da yer aldı. Grup, daha önce tahliye uyarısı yapılan kentte üç ayrı roket atışı yapıldığını ve İHA’larla da hedef alındığını açıkladı. Aynı açıklamalarda Kiryat Şmona yerleşiminin İHA’larla, Stella Maris Hava Üssü ile Hayfa kentinin ise “gelişmiş füzelerle” vurulduğu belirtildi.
Hizbullah, Hayfa’daki Kiryat Eliezer bölgesinde Demir Kubbe sistemine bağlı radarların “nitelikli füzelerle” hedef alındığını da ileri sürdü. İsrail’in kuzeyindeki Safed yakınlarındaki Ein Zeitim Üssü ile Akka’nın doğusundaki Tefen Üssü roket saldırıları arasında sayıldı. İsrail savunma sanayiiyle ilişkilendirilen Hayfa’nın kuzeydoğusundaki Elta tesisinin İHA’larla hedef alındığı iddiası da dikkat çekti; bu tür tesisler, bölgesel güvenlik mimarisi açısından sembolik öneme sahip.

Nahariya ve Kiryat Şmona için tahliye çağrısı ve psikolojik baskı
Grup, günün erken saatlerinde Nahariya ve Kiryat Şmona’daki sivillere “derhal tahliye olup güneye gitme” çağrısı yaptığını duyurdu. Bu tür uyarılar, fiili hasar tartışmasının ötesinde, sınır kentlerinde günlük hayatı felce uğratan bir psikolojik baskı unsuru olarak değerlendiriliyor. İsrail’in kuzeyindeki yerleşimler, daha önceki krizlerde de eğitimden ticarete uzanan alanlarda kesintilerle karşı karşıya kalmıştı.
Hizbullah’ın açıklamalarında, Lübnan-İsrail sınırındaki Kfar Kela beldesinde Fatima Kapısı yakınlarında “toplanan askeri araçların” roketlerle hedef alındığı da yer aldı. Benzer şekilde, Markaba karşısındaki Hounin Kapısı civarında bir askeri konvoyun vurulduğu iddia edildi. Sınır geçiş noktaları ve kapılar etrafındaki bu vurgu, çatışmanın coğrafi olarak dar bir koridorda yoğunlaştığına işaret ediyor.
İsrail’in Lübnan’a yönelik askeri operasyonları ve karşılıklı tırmanma
İsrail ordusu, 2 Mart tarihinde Lübnan’dan füze atışlarının tespit edilmesinin ardından ülkenin kuzeyinde sirenlerin devreye girdiğini duyurmuş, devamında Lübnan geneline hava saldırıları başlatıldığını açıklamıştı. Beyrut’un da hedef alındığı bildirilen bu operasyonların, hava ve deniz unsurlarıyla yoğunlaştığı ve kara unsurlarının kapsamının genişletilmesine dönük kararların kamuoyuna yansıdığı belirtilmişti.
Lübnan Sağlık Bakanlığı ise İsrail’in 2 Mart’tan bu yana düzenlediği saldırılarda 294 kişinin öldüğünü, 1023 kişinin yaralandığını açıkladı. Bu bilanço, askeri hedefler ile sivil alanların iç içe geçtiği yerleşim dokusunda güvenlik risklerinin ne kadar hızlı büyüdüğünü ortaya koyuyor. Beyrut’un güney banliyösü Dahiye gibi yoğun nüfuslu bölgeler gündeme geldiğinde, yerinden edilme dalgası da kaçınılmaz biçimde genişliyor; haber akışına göre saldırıların yüz binlerce kişiyi yerinden ettiği belirtiliyor.
Dado Üssü, Tel Haşomer ve “uzak hedef” tartışması
Hizbullah, İsrail’in Kuzey Komutanlığı karargâhı olarak anılan Dado Üssüne roket saldırısı düzenlendiğini ileri sürdü. Açıklamalarda ayrıca, Lübnan sınırına yaklaşık 120 kilometre uzaklıktaki Tel Haşomer Üssünün “nitelikli bir füze” ile vurulduğu iddia edildi. Uzak mesafeli hedef söylemi, sahadaki gerilim kadar, bölgesel caydırıcılık mesajı açısından da öne çıkıyor.
Buna eşlik eden başka bir unsur ise Hizbullah’ın, Lübnan’ın güneyindeki Khiam çevresinde Tell el Hamams ve Khallat el Asafir bölgelerinde “toplanan İsrail askerlerinin” roketlerle hedef alındığını açıklaması oldu. Aynı bölgelerde iki noktaya İHA saldırısı düzenlendiği de duyuruldu. Sınır hattındaki bu yoğunluk, karşılıklı angajmanın kısa sürede daha geniş bir çatışma döngüsüne dönüşebileceğine dair kaygıları besliyor.
Orta Doğu’da güvenlik ve dijital bilgi akışı gerilimi artırıyor
Bu tırmanmanın bir başka boyutu da dijital alanda yaşanıyor. Saldırı duyuruları, tahliye çağrıları ve hasar iddiaları hızla çevrimiçi platformlara taşınırken, doğrulanması güç içerikler de aynı hızla yayılabiliyor. Bu durum, güvenlik kurumlarının ve medya kuruluşlarının bilgi teyidi süreçlerini kritik hale getiriyor. Sınır kentlerinde yaşayanlar için ise mobil bildirimler, siren uygulamaları ve yerel uyarı kanalları günlük rutinin parçasına dönüşmüş durumda.
Öte yandan, “askeri hedef” vurgusuyla yapılan açıklamalar ve “misilleme” çerçevesi, uluslararası hukuk ve siyasi tartışmaların da merkezinde. Bazı ülkeler Hizbullah’ı terör örgütü olarak tanımlarken, bölgedeki aktörler bu sınıflandırmaya ilişkin farklı pozisyonlar alıyor. Bu ayrışma, Orta Doğu’da krize dair diplomatik mesajların ortak bir zeminde buluşmasını zorlaştırıyor.
Sonuçta, İsrail ile Lübnan sınırındaki son gelişmeler, yalnızca askeri dengeleri değil; insani tabloyu, bölgesel ittifakları ve bilgi alanındaki mücadeleyi aynı anda etkiliyor. Sahadaki her yeni saldırı duyurusu, kuzey sınır hattında gerilimin bir süre daha gündemin üst sıralarında kalacağını gösteriyor.





